Vakanüvis yazdı: Yunanistan’ın köpürtülmüş zamanı

11.06.2022
Vakanüvis yazdı: Yunanistan’ın köpürtülmüş zamanı



Vakanüvis, Türkiye’nin kapı komşusu Yunanistan’ın tarihler süresince dillendirilen medeniyetini ve efsanelerinin nereden kaynaklandığını yazdı.


Vakanüvis yazdı: Yunanistan'ın köpürtülmüş tarihi

Batı’nın minik eniştesi: Yunanistan

Vakanüvis

Yunanistan’ın çoğunlukla şımarık, ara sıra da ateşle oynayan hal ve hareketleri, Türkiye’nin sabır sınamasından geçiyor.

Batılı devletlerin sırtını sıvazlamasıyla iyice şirazesi bozulan Yunan yönetimi, sinirleri daha ne kadar gerecek bilinmeyen. Bilinmeyen olmayan ise zamanı hakikâtler…

Tarihinin oldukça uzun bir bölümünde bol miktarda ezildiği, eziklendiği; efsaneleşmiş, yalan, mit vb ile kendisine bir geçmiş yapım etmiş olduğu, minik bir ülke olma, hassaten de asırlarca Müslüman Türk idaresinin boyunduruğu altında kalmanın belirgin kompleksini yaşamış olduğu şeklinde hakikâtler…

“En rahat dönemleri Osmanlı zamanındaydı”

Yunan(istan) ile ilgili tarihteki ilk kayıtlara M.Ö. 800’lerde rastlantı ediliyor.

Çağdaş zamanlarda ‘Antik Yunan’ olarak adlandırılan klasik dönem, Roma İmparatorluğu’nun istilasının zamanı olan M.Ö. 323’e kadar devam etmişti.

Uzun asırlar süresince Roma İmparatorluğu’nun yönetimi altında kalan Yunan coğrafyası, 1430’da Selanik’in, 1453’te de İstanbul’un fethiyle Osmanlı hakimiyetine girmişti.

Dinlerine, dillerine karışılmadan, tecim yapmış olup zenginleşmelerine müsaade edilen Yunanlılar, tarihlerinin kim bilir en istikrarlı, rahat devresini Müslüman Türklerin yönetiminde geçirmişlerdi.

Sadece Yunanlılar, 1800’lerin başlarından itibaren isyan girişimlerine yönelmiş, nihayet 1821’de başlayıp 1832’e uzanan süreçte Osmanlı İmparatorluğu’ndan koparak istiklallerini duyuru etmişlerdi.

Vakanüvis yazdı: Yunanistan ın köpürtülmüş tarihi #1

‘Tanrıları’ geçimsiz ve sahtekârdı

Bugünkü Yunanların ataları olarak atıfta bulunmuş olduğu Antik Yunan’ın tarih sahnesinde görüldüğü asırlarda, bugünkü Atina ve çevresinde yaşayan cemiyet, tam bir putperest toplumdu.

Bugün de ayakta olan Atina Akropolisi’ndeki (Hisar) Partenon, ‘Yunan itikadı’na nazaran tanrıların ikametgâhıydı. Tanrıların esas mekânı aslına bakarsak Yunanistan’ın en yüksek dağı olan Olimpos’tu, Partenon ise bu dağın bir yansıması olarak düşünülüyordu. Tüm tanrıların heykelleri buradaydı.

Partenon’da 12 tanrı bulunur, bu tanrıların sayısı asla değişmez, bir tanrı görevi bıraktığı ya da başına bir iş geldiği vakit yerine yeni bir tanrı atanırdı. Zeus sema ve hava vakaları, Poseidon denizler ve depremler, Hephaistos demircilik ve ateş, Afrodit aşk ve güzellik, Ares cenk, Dionisos şarap, üzüm ve eğlence, Athena cenk stratejisi, Hera bolluk, Apollon ışık, Artemis okçuluk, Hades yer altı ve Hermes hırsızlıktan görevli tanrı ve tanrıçalardı.

Bu tanrılar; pek oldukça etik zafiyeti olan, birbirlerinin kuyusunu kazan, annesini öldüren, fenalık için işbirlikleri meydana getiren, kısacası fena insanlardaki derhal tüm defoları bünyeleri barındıran tiplerdi. M.Ö. 500’üncü yıllarda Yunan yarımadasındaki toplumlarda, bu inanç karmaşası hakimdi.

Atina’ya yüksek bir tepeden bakan bu mabet, hem de devletin hazinesi olarak da kullanılıyordu. Kent devletinin (Polis) yöneticileri, ‘tanrılara adak’ adı altında halktan kıymetli bağışlar toplayıp, burada saklıyorlardı. Gene savaşlardan elde edilmiş ganimet ile halktan toplanan vergiler de Partenon’da muhafaza ediliyordu.

Eski Yunan’ın ilk devirlerinde, karanlık zamanı dönemlerinde, burada tanrılara insan kurban edilmiş olduğu de görülmüştü. Antik Yunan tanrılarına ve bu tanrılar çevresinde oluşan din/lere dair şeyler ise söylence, masal, şiir ve destanlar vasıtasıyla günümüze kadar gelebilmişti.

Antik Yunan’daki dini anlayışa dair kapsamlı bilgiler İzmirli Homeros’un ‘İlyada’ ve ‘Odysseia’ isminde destanlarıyla Atinalı Apollodorus’un ‘Bibliotheca’sında yer almaktaydı. Bu yazınlar bir nevi ‘antik Yunan ilmihali’ydi.

“Yunan Tanrıları’nın mekânına minare dikmiştik”

Partenon’la ilgili garip bir detay ise bölgede Osmanlı egemenliğinin başlamasının arkasından yaşanmıştı. Osmanlılar, 1430’da Selanik’i, peş peşe da tüm Yunan coğrafyasını ele geçirmişti. Osmanlılar, Yunan tanrılarına tapınma için meydana getirilen Parthenon’u camiye çevirmişler, 1456 senesinde da buraya bir minare inşa etmişlerdi. Balkanlara meydana getirilen akınlarda Türkler burayı cephanelik olarak da kullanmıştı.

Venedikliler; 1687’de caminin olduğu yeri top atışına tutmuş, sonrasında tamamen eline geçirmiş, arkasından minareyi yıkmışlarsa da sonrasında bölgeyi terk etmek zorunda kalmışlardı.

Vakanüvis yazdı: Yunanistan ın köpürtülmüş tarihi #2

“Ufak Asya Felaketi’ni hâlâ unutamadılar”

Yunan isyanı esnasında Atina’daki Partenon’a gizlenen asiler, şehirdeki Osmanlı güçlerine buradan saldırmıştı. Yunanlılar, 1821’de Müslüman Türklere yönelik kanlı bir etnik temizlik başlatmış, nihayet 1832’de de bağımsızlığını duyuru etmişti. Bağımsızlık, büyük seviyede Fransa, Rusya ve İngiltere’nin hem etnik temizliğe hem de Osmanlı ile muharebeye destek vermeleriyle gerçekleşmişti.

Yunanistan’daki ‘Megalo İdea’ takıntısının tohumları da bu zamanda ekilmişti. Yunanistan’ın I. Dünya Savaşı’nın arkasından Anadolu’yu salgın girişimi de gene bu takıntıyla ortaya çıkmıştı.

Hikâye, Yunanlılar açısından tam bir felaketle sonuçlanmıştı. ‘Yıkım’ ifadesi bizzat Yunanlılar tarafınca bulunmuştu. Anadolu’daki yenilgi Yunanistan’da hâlâ ‘Mikrasiatiki Katastrofi’ (Ufak Asya Felaketi) olarak anılmakta.

“Dini ritüelleri de toplumsal davranışları da tuhaftı”

Pagan Yunanlar, günlük hayatlarında birbirinden batıl, garip inanç, dinsel tören ve yaşam pratiklerine sahipti.

Ölülerin ruhlarını taşıdıklarına inandıkları için fasulye yemezlerdi. Tiyatroyu, adeta bir tapınma törenine dönüştürmüşlerdi. Bazı tiyatrolar, 15 bin izleyici kapasiteliydi. Tribünler tıka basa dolar, sahnedeki oyuncular, yüzlerinde maskelerle antik Yunan dininden izler taşıyan söylenceleri oynarlardı.

Tişört’ü Yunanlılar bulmuştu. Bayanlar da, erkekler de çoğunlukla kolsuz tişörtler giyerlerdi. Köleler ise bu giysiyi giyemezlerdi, onlar yalnız peştemalle yetinmek zorundaydılar. Yunanlar, Olimpiyat oyunlarını, tanrı Zeus’u bağlılıklarını sunmak için başlatmışlardı.

M.Ö. 776’da, Olympia şehrinde ilk Yunan Olimpiyatı düzenlenmişti. Yarışlar erkekler içinde geçiyordu ve anlam ifade etmeyen bir halde iştirakçilerin çırılçıplak savaşım etmesi şartı vardı. Antik Yunan sakinlerinin çıplaklık takıntısı yalnız spor gösterileriyle de sınırı olan değildi. Bir çok Yunan çıplak çalışırdı.

Bugün ‘lise’ olarak çevrilen ‘gymnasium’ kelimesi de ‘çıplak egzersiz okulu’ anlamına gelen Yunanca ‘gymnasion’ dan türetilmişti. Asırlardır dünyanın her tarafında hakaret olarak kabul edilen ‘orta parmak’ hareketini bulanlar da Yunanlardı. Ayrıca, Noel Baba’nın kökenleri de antik Yunan’daydı.

Vakanüvis yazdı: Yunanistan ın köpürtülmüş tarihi #3

“Zombilere inanıyorlardı”

Eski Yunanlılar zombilere inanır ve ölülerin mezarlarından çıkmaması için ciddi önlemler alırlardı. Tekrardan dirileceği kabul edilen katliam kurbanları, genetik bozuklukları olanlar ve daha pek oldukça grup için ‘geri gelir’ diye düşünüyorlardı. Bu insanoğlu defnedilmeden ilkin ya yakılıyor ya da parçalara ayrılıyor, sonrasında da ‘kalkmamaları’ için üstlerine ağır taşlar yığılıyordu.

Eski Yunanlılar, pedofiliyi utanılacak bir şey olarak görmezlerdi. Hatta, masum çocuğun babası, yaşlı erkeği kendisi seçerdi. İnanışlarına nazaran, Olympos‘taki tanrılar da aynısını yapmaktaydı. Antik Yunan’da işkence yaygın bir cezalandırma yöntemiydi. Bunların içinde birisi ise inanılmaz acımasızlıkta bir düzenekti. Kurbanlar, bronz bir boğanın içine yerleştiriliyor, sonrasında da boğanın altında ateş yakılıyordu. Eski Yunanistan’da lezbiyenlik yaygındı.

Hatta, Midilli adasının eski adı ‘Lesbos’ du. Anadolu’daki ana tanrıça Kıbele’ye tapan bayanlar içinde yaşamını yalnız hemcinsleriyle geçirme eğiliminde olanlar, Lesbos adasında toplanıyorlardı. Antik Yunan’da ‘adam fahişelik’ de vardı.

“Antik Yunan aslına bakarsak koca bir yalan”

Tüm bu tarihsel gerçeklere karşın ‘antik Yunan’ aslına bakarsak pek oldukça noktada tasarı bir tarihe ve hak edilmemiş bir övgüye haiz. Hikâye de oldukça eskilerde değil, 1700’lerin sonlarında ortaya çıkmıştı.

Temelinde ise ‘uygarlık öncülüğünü Batı merkezli oluşturma’ takıntısı yatmaktaydı. İngiliz tarihçi Martin Bernal, değindiği “Kara Atena: Eski Yunan Uydurmacası Iyi mi İmal Edildi” isminde kitabında, bu sapma ve saptırmayı detaylı bir halde anlatmıştı.

Oldukca özet olarak antik Yunan / Batı, aslına bakarsak pek oldukça inanç ile kültürel ve teknik bilgiyi Asya ve Afrika’dan almıştı. Sadece coğrafi keşiflerle süregelen sömürgecilikle beraber, Batı şehirlerinde ‘en üstün biziz’ düşüncesi aydınlar içinde yaygınlaşmaya başlamıştı.

Hal bu şekilde olunca da Batı için başka coğrafyalardan değerler almış olmak kabul edilemezdi. Zira bu kabul edilirse ya çekik gözlülerden, esmerlerden ya da derisi siyah olanlardan etkilenmiş olacaklardı.

Oysa ‘Batılı; beyaz, akıllı ve iyiydi. İlericiliğin tek bir deposu vardı, o da Batı’ydı. Bundan dolayı da Batılı aydınlar, zamanı olduğu şeklinde kabul etmek yerine yeni bir tarih yazmayı tercih etmişlerdi. ‘Yunan uygarlığı ve bunu gerçekleştiren ‘beyaz adam’ miti bu şekilde oluşturulmuştu. ‘Kara Atena’da, Avrupa’nın üstünlüğünün delili olarak sunulan bu medeniyetin, aslına bakarsak ağırlıklı olarak Mısır ve Fenike kökenli olduğu örnekleriyle ortaya konulmaktaydı. Sadece mezkur etkilenmeyi zûl addeden Batılı kafa, bunun yerine kuzeyden gelen Arî ırk uydurmacasını ortaya atmıştı.

Oysa antik Yunan’dan Heredot bile, Tarihinde alfabe ve tanrı adlarını Fenikelilerden aldıklarını anlatıyordu. Yunan mitolojisinin büyük bölümünün Mısır kaynaklı olduğu da gene Tarihte dile getirilmişti. Ayrıca İyon (Yunan) kelimesi bile, kök olarak Yunanca değildi. Mısır, Pers ve Sami dillerinde ‘İyon’ kelimesi ‘Yunan’ anlamında kullanılıyordu.

“Irkçılık, antik Yunan’da revaçtaydı”

Ayrıca Batı dünyası, ırkçılık yaparak ırkını “ileri, doğru, güzel” göstermenin temellerini de gene antik Yunan’da bulmuştu.

M.Ö. 322’de ölen Aristoteles, “Soğuk bölgelerde ve Avrupa’da yaşayan ırklar, cesaret ve tutku doludur. Asya ırkları ise cesaret ve irade gücünden yoksundur. Coğrafi bakımdan tam orta yerde bir konum işgal eden Helen ırkı ise her iki tarafın da en iyi yanlarını almıştır. O nedenle başkalarını yönetme kabiliyetinte olmaya devam etmişlerdir.” diye yazmıştı.

Aristoteles, ırksal üstünlüğü iklim koşullarına bağlamış ve antik Yunan’ın öteki halkları yönetme hakkı bulunduğunu ileri sürmüştü. Bir de ‘ırk çizelgesi’ hazırlamıştı.

“Siyah ırk, çizelgenin en altında bulunuyordu”

Bu çizelgeye nazaran en üstte beyaz ırk, altında sarı ırk, en altta da siyah ırk yer alıyordu.

Aristoteles’ten 2100 yıl sonrasında yaşayan Fransız dış ilişkiler uzmanı Arthur de Gobineau (ö. 1882) , bu arka planı ‘İnsan Irklarının Farklılığı Üstüne Denemeler’ isminde kitabında iyice fütursuz hale getirmişti:

“Siyah tür, en alttadır ve merdivenin dibinde bulunur. En ilkel biçimindeki hayvanca karaktere haizdir. Sarı ırk, uyuşuktur, aptal, kuvvetsiz ve dik kafalıdır.’ Bir başka Fransız Georges Cuvier ise Zenci ırkı, gözle görülür bir halde maymun soyuna yakındır. Onların meydana getirmiş olduğu sürüler tam bir barbarlık aşamasındadır” diyordu.

– Erin Kelly, “Batı Uygarlığının Kurucularının Acayip Yönünü Ortaya Çıkaran 33 Antik Yunan Gerçeği” , allthatsinteresting.com, 9 Ağustos 2018

– İlkay Aydın, “Kara Atena: Eski Yunan Uydurmacası Iyi mi İmal edildi?” ekstrembilgi.com, 2016

– “Antik Yunanistan Hakkında 10 Gerçek”, National Geographic, natgeo.com

Vakanüvis yazdı: Yunanistan ın köpürtülmüş tarihi #4

Vakanüvis yazdı: Yunanistan ın köpürtülmüş tarihi #5

Vakanüvis yazdı: Yunanistan ın köpürtülmüş tarihi #6

Vakanüvis yazdı: Yunanistan ın köpürtülmüş tarihi #7

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

winbir